Fisher Etkisi Türkiye’de neden Tam çalışmıyor?
- 2 Şub
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 Şub
Enflasyonist ortamda faiz, ilacı acı olan acı bir reçetedir.
Enflasyon en dar anlamıyla, temel geçimimizi oluşturan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki sürekli artış olarak tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle, fiyatlar genel seviyesindeki bu kalıcı yükseliş kronik enflasyon olarak adlandırılır. Enflasyon belli bir seviyede seyrettiği sürece ekonomi için mutlaka kötü bir olgu değildir. Aksine, kontrollü bir enflasyon ortamı üretimi ve yatırımı teşvik ederek ekonomik çarkların dönmesine katkı sağlar. Sorun, enflasyonun kontrolden çıkması ve fiyat artışlarının kalıcı bir belirsizlik yaratmasıyla başlar.
Enflasyon ile mücadele tam bu noktada başlamaktadır. Ülkedeki belirsizliğin giderilmesi ve istikrarın temin edilebilmesi açısından önemlidir. Mücadele temelde üç ana eksen üzerine oluşturulmuştur. Para politikası, maliye politikası ve gelirler politikası. Bütçe üzerinden enflasyonla mücadele, maliye politikası aracılığıyla yürütülmektedir. Ücret artışlarına getirilen sınırlamalar, fiyat kontrolleri ve kâr marjlarına yönelik denetimler ise gelirler politikası kapsamında değerlendirilmektedir. Enflasyonla mücadelede en bilinen ve en etkili araç ise para politikasıdır; bu cephede Merkez Bankası belirleyici bir rol üstlenir. Faiz artışı, para arzının kısılması ve zorunlu karşılık oranlarının artırılması, para politikasının başlıca araçları arasında yer almaktadır.
Bu mekanizmayı bir şema halinde göstermek istersek şu şekilde olmaktadır:

Bu şema, Merkez Bankası’nın faiz oranı kararlarının enflasyon üzerindeki etkisini aktarım kanalları üzerinden göstermektedir. Merkez Bankası faiz oranındaki değişim, öncelikle piyasa faiz oranlarını, kredi piyasasını, varlık fiyatlarını ve beklentileri etkileyerek ekonomiye yayılır. Bu kanallar aracılığıyla yurtiçi talep ve ithal mallara olan talep şekillenir. Talepteki artış ya da azalış, hem toplam talep düzeyini hem de ithalat fiyatlarını etkileyerek nihayetinde yurtiçi enflasyon üzerinde baskı oluşturur. Özetle şema, para politikasının enflasyona doğrudan değil, talep ve beklentiler üzerinden dolaylı ama güçlü bir mekanizma ile etki ettiğini ortaya koymaktadır.
Literatürde enflasyon ile faiz oranları arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu ilişkiyi iktisadi açıdan en güçlü biçimde ortaya koyan yaklaşımlardan biri ise Fisher Etkisi’dir. Fisher Etkisi’ne göre nominal faiz oranı, reel faiz oranı ile beklenen enflasyonun toplamından oluşmaktadır. Başka bir ifadeyle, reel faiz oranının sabit olduğu varsayımı altında, enflasyondaki artışın nominal faiz oranlarını birebir etkilemesi beklenmektedir. Peki, bu teori Türkiye ekonomisi açısından ne ölçüde geçerlidir?
Türkiye'de Faiz ve Enflasyon (2012-2026)

Yukarıdaki grafik, Türkiye’de faiz–enflasyon ilişkisinin neden teoride anlatıldığı kadar “düz” çalışmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Fisher Etkisi’ne göre, artan enflasyon karşısında nominal faizlerin de benzer ölçüde yükselmesi gerekir. Ancak grafiğin anlattığı hikâye, bu ilişkinin uzun süre gecikmeli ve eksik işlediğini gösteriyor.
2012–2019 döneminde enflasyon kademeli olarak yükselirken faiz oranları dalgalı ama sınırlı bir seyir izliyor. Bu dönemde faiz, enflasyonun önünde değil, arkasında kalıyor. 2020 yılı ise kırılma noktası. Enflasyon yukarı yönlü sinyal verirken faizlerde belirgin bir düşüş yaşanıyor ve reel faiz hızla negatife dönüyor.
2021 sonrasında tablo daha da netleşiyor. Enflasyon sert biçimde yükselirken faiz artışları gecikmeli ve yetersiz kalıyor. Fisher Etkisi’nin öngördüğü denge mekanizması bu noktada devreye giremiyor. Faiz artıyor gibi görünse de, artan hayat pahalılığı karşısında tasarruf sahibine reel bir koruma sağlamıyor.
Son yıllarda ise faiz ile enflasyon arasındaki makas kapanmak bir yana, kalıcı hâle geliyor. Faiz oranları düşüş eğilimine girerken enflasyon yüksek seviyesini koruyor. Bu durum, beklentilerin bozulduğunu ve enflasyonun artık sadece fiyat artışlarıyla değil, güven kanalıyla da beslendiğini gösteriyor.
Grafiğin özeti şu: Türkiye’de faiz, çoğu zaman enflasyonu dizginleyen bir araç olmaktan çok, onun gerisinden gelen bir değişken olarak çalışıyor. Fisher Etkisi kâğıt üzerinde doğru ancak pratikte, zamanlama ve güven eksikliği nedeniyle etkisini kaybediyor.

Yorumlar